BEBEMİZZZ

Hakkımda

CANIM OĞLUM SENİ ÇOK SEVİYORUM SEN HAYATIMA GİRDİĞİN GÜNDEN BERİ HERŞEY DAHA GÜZEL İYİKİ VARSIN CANIMMMMMM ARDAMMMM


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Bebek Kokusu.Com

Kategoriler


Arkadaşlarım


cisil2006
YASEMİN ALBAYRAK
kumtanesi
filizatalay
filizsuner
ikranur
eminedantelorgu
hadi
sibelefe
masalperisi21
durukizim
djazemimm
bahardali
sundusce
kubra77
eren2002
lalih1985
nalish
sumeyyem
kizimaarmaganimdir
nerimanorhan
djazemimm87
kubra99
aslanomer
sevilden
aysenozcan
dortmevsim
edaca30
dave96
busejim
kamervari
ataberkbilgic
zehra1974
6b6b
pamukkale20
cocuklardayaraticilik
keremsalih
edatuana
gulcincinilgun
duygusal06
hilalarda

SÜT ÇOCUKLARINDA EK BESİNLERE BAŞLAMA

SÜT ÇOCUĞUNDA EK GIDALARA BAŞLAMA

Anne sütü ile besleme ilk 4-6 ay boyunca, su bile vermeksizin tek başına bebeğin optimal büyüme ve gelişmesi için yeterlidir. Bu süre içerisinde ek gıda verilmesi annenin süt salgılama, bebeğin de emme fonksiyonlarını bozacağı gibi, anne sütünün enfeksiyonlardan koruyucu etkisinin azalmasına yol açar.


4-6 Ay Arası Dönemde Ek Gıda Vermenin Koşulları:

Ek gıdalara başlama zamanına bebeğin gastrointestinal, metabolik ve nörolojik gelişim derecesine göre karar verilir. Bu nedenle bebeğin büyüme ve gelişme hızı hekim tarafından takip edilmelidir.
Bebeğin baş boyun kontrolünün tamamlanması, el ve göz koordinasyonunun gelişmesi, oturmaya başlaması, çiğneme ve yutma fonksiyonlarının gelişmesi ek gıdalara başlanması için zorunlu basamaklardır . Annenin süt yapma ve salgılama performansı da karar verirken dikkate alınmalıdır.
4-6 ay arası dönemde ek gıdaya başlama kararı mutlaka hekim tarafından verilmelidir. Bebeğin büyüme gelişme hızı ve anne süt salgısı normal ise 6.aya kadar tek başına anne sütüne devam edilmelidir.

Geçiş Döneminde Hangi Ek Gıdalar Verilmeli?:

Bebeğin sıvı, yarı katı ve katı gıdalara alıştırıldığı bu döneme "ek gıdalara başlama dönemi" ya da "weaning" dönemi" denilir. Başlangıçta ek gıdalara anne sütünü tamamlayıcı nitelikte başlanır, zamanla ek gıdalar anne sütünün yerini alırlar. Uygun ve zamanında ek gıda desteği ile anne sütüne en az bir yıl devam edilmelidir.
Dünya Sağlık Örgütü’nce gelişmekte olan ülkelerde emzirmenin iki yaşına kadar sürdürülmesi tavsiye edilmektedir .
Geçiş döneminde başlanan ek gıdalar yumuşak kıvamda ve düşük allerjenik özellikte olmalıdır. 4-6 ay arası dönemde ek gıda vermek gerekiyorsa öncelikle unlu sütlü mamalar ve yoğurt verilebilir. Allerjen olmadığı için prinç unu ilk tercih edilecek gıdadır. Meyve suyu ve sebze çorbasına başlamanın zamanlaması konusunda değişik görüşler olmakla birlikte, bu gıdaların 6 aydan önce verilmemesi daha uygundur.

Bebeğinizin Yaşına Göre Önerilen Ek Gıdalar :

 

  Ek Gıdalara Başlarken Dikkat Edilecek Konular
 

  • Ek gıdaların yanısıra emzirmeye devam edilmelidir. 
  • Tüm besinler biberonla değil, kaşık ile verilmelidir.
  • Ek gıdalar tek öğün olarak ve az miktarlarda verilmeye başlanmalı, bebeğin alımına göre daha sonra miktar ve öğün sayısı arttırılmalıdır.
  • Bebek almadığı besinler için zorlanmamalı, bir süre sonra tekrar denenmelidir.
  • İlk defa verilecek besinler bebek aç iken denenmelidir.
  • İlk kez verilecek gıdalar bir hafta arayla başlanmalıdır. Böylece bebeğin yeni besine alışması için zaman tanınır ve allerjik reaksiyon gelişirse hangi besinden kaynaklandığı anlaşılabilir.
  • Ek gıdaların hazırlanması sırasında hijyen kurallarına uyulmalıdır. 


Ek Gıdalara 4 aydan Önce Başlamanın Zaralı Etkileri:

İlk 4 ay bebeğin emerek beslenme dönemidir. Bebeğin gastrointestinal sistemi adapte formüller dışında, ek gıdaları sindirebilecek olgunlukta değildir. Sindirim sisteminde koruyucu mekanizma tam gelişmemiştir. Nişasta ve yağların emilimi için gerekli amilaz ve lipaz enzimleri yetersiz salgılanırlar .

Süt çocuğunun 4 aydan önce yutma refleksi zayıftır, kaşıkla verilenleri yutamaz ve geri çıkarmaya eğilimlidir.
Erken ek gıdaya başlama anne sütü alımını azaltır veya emzirmenin kesilmesine yol açabilir.

Proteinlerin günlük toplam enerji içerisindeki yeri azalır, büyüme hızı etkilenir. Anne sütünün azalmasıyla bebeğin beslenmesi bozulur.

Verilen gıdaların kontamine olma olasılığı fazla olması ve ek gıdaların anne sütünün anti-enfektif özelliklerini dilüe etmesi enfeksiyon özellikle de ishal riskini arttırır. Enfeksiyonların gerek iştahı azaltarak gerekse de katabolik yollarla kayıpları arttırması beslenme bozukluğu ile birleşince bebek protein ve enerji açısından negatif bir dengeye girer.

Erken ek gıda böbreklerin solid yükünü, sodyum ve ürenin serum düzeylerini arttırır, hiperosmolalite ve dehidratasyona yol açar.

Erken ek gıda başlanması allerjik hastalıklara, özellikle de gastrointestinal besin allerjilerine yol açar. Geçici gluten intoleransı, inek sütü ve soya proteinine duyarlı enteropatilerin sıklığı artar. Coeliac hastalığı daha erken yaşlarda ortaya çıkar

Erken ek gıda verilmesinin ileri yaşlarda obezite eğilimini arttırdığını gösteren çalışmalar vardır


Tarih: 21:59, 2/12/2007 Kategori: BEBEKLER HAKKINDA
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ÇOCUKLARDA ALERJİ

Son yıllarda artış gösteren hastalıklardan biri de alerji. Dünyada en sık rastlanan hastalıklar arasına ilk sıralarda yer alıyor, bir çok türü olduğu biliniyor ve alerjik hastalıkların çoğu bebeklik veya çocuk döneminde başlıyor.

 

Alerji, normalde zararlı olmayan bir maddeye karşı vücudun aşırı reaksiyonudur. Eski Yunanca'da 'değişik reaksiyon' anlamına gelir. Normalde vücudu koruyan bağışıklık sistemi bazı insanlarda zararlı olmayan birtakım maddelere de aşırı yanıt verir. Bu reaksiyonlara aşırı duyarlılık ya da alerji adı verilir. Alerjik reaksiyona yol açan antijen de alerjen olarak adlandırılır.

Bazı çocuklar çevrelerindeki maddelere; hava içindeki tozlara, yedikleri besinlere, kullandıkları ilaçlara, eşya veya kozmetiklere aşırı derecede duyarlı hale gelmektedir. Bu çocuklar alerjik bünyeli olarak bilinirler. Alerjik reaksiyonlar tek tip değildir, birçok yolla ortaya çıkarlar, vücudun değişik bölümlerinde meydana gelebilirler ve çeşitli şiddette olabilirler.

Alerjenler besinlerle alınanlar, hava yolu ile alınanlar, vücuda dışardan enjekte edilenler ve deri yolu ile alınanlar olarak sınıflandırılabilir. İlk 3 yaşta ağızdan alınan besinlere karşı alerji gelişimi ön plandayken, 3 yaşından sonra hava ile alınan alerjenlere karşı reaksiyonlar ön plana geçer. Hava ile alınan alerjenler içinde; ev tozu akarları, küf mantarları, hayvan tüy ve deri döküntüleri, yabani ot, çimen ve ağaç polenleri bulunur. Toplumda toz olarak bilinen alerjenlerdir ve solunum yollarında alerji yaparlar.

Ev tozu akarları (mite):
Akarlar gözle görülemeyen, çevre koşullarına oldukça dayanıklı olan, sıcak ve nemli ortamlarda kolaylıkla çoğalabilen, ev tozu içinde yaşayan canlılardır. Ev tozlarının miktarı evin yerine, bulunduğu yerin iklimine, deniz seviyesinden yüksekliğine göre büyük oranda değişir. Evden eve veya bir evin farklı odalarında da değişkenlik gösterebilir. Fakat değişmeyen bir şey vardır ki ev tozları bir alerjen deposudur. Ev tozları içinde allerjiye sebep olan etken akar dediğimiz ev tozu böceğidir. Akarlar küçük örümcek benzeri canlılardır ve gözle görülemezler. Akar alerjenleri yastık, yatak, halı ve kumaş kaplı mobilya gibi toz tutan ev eşyalarında yüksek oranda bulunmaktadır. Bu alerjenlerin solunum yolu ile alınması, hastada alerjik yakınmaların başlamasına neden olmaktadır. Ev tozu akarlarına karşı olan allerji; astma ve rinit, nadirende konjonktivite yol açar. Yakınmalar özellikle uykudan uyanınca başlar. Belirtiler yıl boyu sürer ancak sonbahar ve kışın kötüleşme gösterebilir.

Polenler:
Polen bitkilerin erkek tohumudur. Bitki türlerine bağlı olarak çok farklı şekilleri olan ince taneciklerden meydana gelir. Çıplak gözle görülmezler. Polen tanecikleri birçok alerjik protein içerirler. Bu taneciklerin küçük ve ince olanları rüzgar yolu ile dağılırlar. Daha büyük olanları ise böceklerle taşınırlar. Rüzgarla dağılan polenler daha alerjeniktirler ve geniş alana yayılabilirler. Bu nedenle bu polenlere karşı alerjisi olan çocukların çevrelerinde bitkiler olmadığı halde şikayetleri ortaya çıkabilir.Polen allerjisine yol açan başlıca üç bitki ailesi vardır. Bunlar çayır otları, ağaçlar, yabani otlardır. Ağaçlar Ocak-Mayıs arası, çayır otları Mayıs-Temmuz arası, yabani otlar Temmuz-Ekim arası polen verirler. Polenlere karşı olan allerji allerjik rinit, allerjik konjunktivit, allerjik astım ve akut ürtiker şeklinde ortaya çıkabilir.

Küf mantarları:
Küf mantarları gözle görülmeyen alerjik etkisi olan sporlar üretirler. Genellikle orta ısıda ve bol rutubetli yerlerde çoğalırlar. Renkleri türden türe değişir. Ev dışında bulunabilecekleri gibi ev içinde güneş görmeyen nemli yerlerde de bulunabilirler. Bunların kesin bir mevsimsel periyodu olmamakla birlikte ilkbaharda sıcakların artmasıyla çoğalırlar ve ilk soğuklarla kaybolurlar.

Hayvan alerjenleri:
Kedi ve köpek alerjenleri en sık karşılaşılanlardır ve en önemlisi kedi alerjenidir. Kedi beslenmeyen evlerde bile bu alerjenler yaygındır. Kedi alerjenleri asıl olarak hayvanın salyasında bulunmakta ve tüyleri üzerinde taşınmaktadır. Bu alerjenler oldukça yapışkan özelliktedir ve ev içinde duvarlarda ve diğer yüzeylerde bol miktarda bulunabilirler.

Alerjik hastalıkların artış nedenleri:
Hava kirliliğindeki artış
Ani hava değişiklikleri
Ultraviyole ışınlarına maruz kalma
Sigara içilmesi
Besinlerdeki katkı maddeleri
Kullanılan ilaçlar
Kozmetik ürünler
Stres ve sıkıntı
Az güneş gören, iyi havalanmayan binalar

Bazı insanlar alerjiye yatkındır. Bunun anlamı o insanların, ailelerinde olduğu için herhangi bir alerji geliştirmeleri olasılığının daha fazla olması demektir. Eğer bir alerjiye yatkınlığınız varsa bu duruma 'atopi' denir. Atopi kalıtsal yollarla alınmasına rağmen alerji bozukluklarının gelişiminde çevresel etmenler de rol oynar. Bir ailenin tüm bireylerinin aynı oranda etkilenmemesinin nedeni budur. Anne ya da babadan birinin alerjik vücut yapısına sahip olması durumunda çocukta alerji gelişme riski %25 iken, hem anne hem babanın alerjik olması durumunda bu oran %50'ye çıkar.

Alerjik tepkimeler alerjik madde ile ilk temasta değil de daha sonraki temaslarda ortaya çıkar. Bunun nedeni vücudun herhangi bir şeye karşı alerjik olabilmesi için o şeye duyarlılık geliştirmek zorunda olmasıdır. Alerjik tepkimeler birçok farklı semptom ortaya çıkarır ve insanları farklı yönlerden etkiler.

En yaygın semptomlardan bazıları:
Burun akıntısı
Aksırma
Hırıltıyla soluma
Sinüs ağrısı
Nefes darlığı
Öksürme
İsilik
Şişlik
Kaşınma ve yanma
Bulantı ve kusma
İshal
Karın ağrısı

Alerjisi olan çocuklarda şikayetleri artıran en önemli etken çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerdir. Sorumlu alerjenden korunmak tedavide çok önemli bir yer tutmaktadır. Ev dışı alerjenlerden etkin bir şekilde korunmak mümkün değildir. Ancak ev içi alerjenleri ortadan kaldırmak veya en aza indirmek mümkündür.

Akarların neden olduğu allerjik şikayetleri gidermenin en etkili yolu akar alerjenlerine temasın önlenmesidir. Akarların evden tamamen temizlenmesi zordur. Ancak alınacak birkaç basit fakat etkili önlemlerle akarlar azaltılabilir. Yatak odalarında, yastık kılıfı, çarşaf ve nevresimler her hafta yüksek ısıda yıkanmalıdır. Giysiler daima elbise dolabında muhafaza edilmeli ve elbise dolabının kapakları kapalı tutulmalıdır. Halılar akarlar için en uygun barınma ve çoğalma ortamıdır. Daha az toz tutan, daha kolay temizlenebilen ve yıkanabilen, kilim türü yer örtüleri kullanılmalıdır. İçi doldurulmuş oyuncaklar da önemli birer akar barınağıdır. Özellikle çocuk odalarından bu tür oyuncaklar uzaklaştırılmalıdır. Diğer odalar da, elektrikli süpürge ve ıslak bezlerle düzenli olarak temizlenmelidir. Kumaş yerine vinleks veya deri kaplı, toz tutma oranı düşük ve kolay temizlenebilir mobilyalar tercih edilmelidir. Kitaplar ve biblolar en fazla toz toplayan ev eşyaları olduğundan, kapaklı kitaplıklarda muhafaza edilmesi uygundur.

Ev içinde ve dışında birçok küf türü görülür. Küfler sıcak ve nemli ortamlarda çok iyi ürer. Zeminler, duşlar ve banyo örtüleri sıkça küfler tarafından istila edilir. Klimalar ve nemlendirici cihazlar da önemli bir kaynaktır. Evde klima varsa, filtresi düzenli aralıklarla temizlenmeli ve gerekirse mantar öldürücü kimyasal maddeler kullanılmalıdır. Bitkiler önemli bir mantar kaynağıdır. Bu nedenle ev içindeki bitkiler azaltılmalıdır. Evde havalandırma arttırılmalı, banyo ve mutfakta havalandırma sağlayan aspiratörler kullanılmalıdır.


Tarih: 17:30, 2/9/2007 Kategori: BEBEKLER HAKKINDA
Yorum (8) | Yorum yaz | Bağlantı

BEBEĞİNİZİN BESLENMESİ

Bebeğin Güvenli Beslenmesi

Bir bebeğin güvenle beslenebilmesi için her yemek hazırlanışında aşağıdaki tedbirlerin alınması gereklidir:

Bebeği beslemeden önce mutlaka ellerinizi su ve sabunla yıkayın. Hatta bebeğin de yemek yerken ellerini ağzına götüreceği düşünülürse, onun da elleri yemek öncesi silinmelidir.
Besleme sırasında; çiğ ete, tavuk etine, balığa ya da yumurtaya dokunduğunuz taktirde ellerinizi tekrar yıkayın. Çünkü, bu tür yiyecekler bakteri barındırırlar.

Grip ya da nezleyseniz, bebeğinizin karnını doyurmadan önce mutlaka eller yıkanmalıdır. Yemek esnasında, burnunuzu sildiğinizde ya da elinizi ağzınıza götürdüğünüzde elleri tekrar yıkamak ihmal edilmemelidir.

Bir kavanozu ilk kez açmadan önce, kapağının üzerinde amblemin olup olmadığına bakılmalıdır. Amblemi olmayan ve açarken "pop" sesi duyulmayan kavanozlar atılmalı ya da iade edilmelidir.

Eğer kavanoz zor açılıyorsa, boyun kısmı üzerine ılık musluk suyu dökülmeli ya da kapağın kenarını bir şişe açıcı ile "pop" sesi duyana kadar açılmaya çalışılmalıdır. Kavanozun içine cam kırıkları dökülebileceği için tepesine vurulmamalıdır.
Kuru bebek gevrekleri ve açılmamış bebek gıdası kavanozları aşırı sıcak ya da soğuk yerlerden uzakta, kuru ve serin bir yerde saklanmalıdır.

Bebek gıdası kavanozları açılmadan önce, üzerindeki tozlar silinmeli ya da musluğun altına tutarak yıkanmalıdır.

Kavanozdan her seferinde temiz bir kaşıkla bir öğünlük mama çıkarılmalıdır. Eğer bebek biraz daha fazla isterse, yeni bir temiz kaşık kullanılmalıdır.
Bebek direkt olarak bebek gıdası kavanozundan beslenmemelidir. Çünkü, kavanozda kalan mama bebeğin salyasından kalan enzimler ve bakteriler barındırır. Bu da mamanın sulanmasına ve daha çabuk bozulmasına neden olur.

Kavanozdan her seferinde temiz bir kaşıkla bir öğünlük mama çıkarılmalıdır. Eğer bebek biraz daha fazla isterse, yeni bir temiz kaşık kullanılmalıdır.
Kavanozdan bir öğünlük mama alındıktan sonra, kapak iyice kapatılarak buzdolabında saklanmalıdır.

Kapakları açılan kavanoz mamalar, meyve suları ve diğer gıdalar iki gün geçtikten sonra kullanılmamalıdır.

Bebek mamalarını ısıtmak gerekli değildir, eğer ısıtılacaksa bir öğünlük ısıtılmalıdır. Ayrıca, bebeğin maması mikrodalga fırında ısıtılmamalıdır.
Taze bebek gıdaları hazırlarken, kaplar ve çalışılan yüzey temiz olmalıdır. Ayrıca bütün kullanılacak sebze ve meyveler iyice yıkanmalıdır.

Gıdalar en çabuk 15-50 C arasında bozulduğundan, bebek gıdaları bu ısılarda bir saatten fazla tutulmamalıdır.

Doktor yumurta akına izin verdiğinde, bebeğe yedirmeden önce tamamen piştiğine emin olunmalıdır.
Taze gıdalar hazırlanırken, organik olarak yetiştirildikleri belgelenmemişse sebze ve meyvelerin kabuğu soyulmalıdır.

Dışarı çıkarken, açık kavanozlar ya da soğuk durması gereken gıdalar, bir saatten önce bebeğe yedirilmeyecekse, içinde buz olan yalıtılmış çantalarda taşınmalıdır.



Tarih: 17:22, 2/9/2007 Kategori: BEBEKLER HAKKINDA
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

BEBEKLERDE DİŞ ÇIKARTMA

Ortalama olarak ilk diş 7. ay ortalarında belirir.Ancak bazan ilk diş üçüncü ayda erkenden ortaya çıkarken, bazan da on ikinci ay, hatta sonrasına sarkabilir. Dişlerin çıkışı genellikle kalıtsal düzene uyar, yani sizin veya eşinizin dişleri erkenden çıkmışsa bebeğinizde de aynı şekilde olması olasıdır. Alttaki şekilde süt dişlerinin ortalama çıkış zamanlarını görebilirsiniz :

Dişler Çıkarken Neler Olur?

Diş çıkarma belirtileri dişlerin kendisinden iki-üç ay önce ortaya çıkabilir. Bu semptomlar çocuktan çocuğa değişir ve aslında bunların neler oldukları ve ne kadar ağrı verdikleri konusundaki görüşler de doktordan doktora değişmektedir. Ancak genellikle diş çıkaran bir bebeğin şu tecrübeleri yaşayabileceği kabul edilmektedir :

Salya Akıtmak : Birçok bebek iki buçuk-üç aylıktan başlayarak salya akıtır.Diş çıkarma bunu bazı bebeklerde diğerlerine göre daha çok arttırmaktadır.

Çene ya da yüzde kızarıklık : Bol salya akıtan bir bebekte ,çenede ve ağız çevresinde sürekli salya temasının yarattığı tahrişe bağlı olarak deride kızarıklık ya da çatlakların oluşması şaşırtıcı değildir. Bunu önlemek için gün boyunca periyodik olarak salyayı nazikçe silin ,bebeğiniz uyurken akan salyayı emmesi için de yatak çarşafının altına bir havlu koyun. Deride kuruma belirdiğinde yumuşak bir deri kremi ile o bölgeyi sürekli nemli tutun.

Hafif öksürük : Aşırı salya bebeğin zaman zaman tıkanmasına ve öksürmesine yol açabilir. Bebeğiniz soğuk algınlığı ,nezle ya da allerji belirtileri göstermiyorsa bunda endişelenecek bir durum yoktur. Bebeklerin dikkat çekmek ya da ses repertuarlarını zenginleştirmek için öksürüğü sürdürmeleri sık görülen bir durumdur.

Isırma : Bu durumda bir ısırık düşmanlık belirtisi değildir. Diş çıkaran bir bebek eline geçen her şeyi - bu kendi eli ,annesinin memesi ,yabancı birinin parmağı olabilir - ağzına sokarak dişetlerini rahatlatmaya çalışır.

Ağrı : Çıkmakta olan bir dişin baskısı altında dişetinde enflamasyon gelişir. Bu durum bazı bebeklerde dayanılmaz ağrılara yol açarken bazılarında hiç sorun oluşturmayabilir. İlk diş ve azı dişleri çıkarken en fazla sıkıntı yaratan dişlerdir.

Huzursuzluk : Enflamasyon arttıkça ve keskin diş yüzeye yaklaştıkça bebeğin dişetindeki ağrı sürekli bir hal alabilir. Kronik ağrısı olan herkes gibi sıkıntılı olabilir ve kendi normal halinden uzaklaşabilir. Bu huzursuzluk bazan haftalar boyunca sürebilir.

Beslenmeyi reddetme : Diş çıkarmakta olan bir bebek beslenmeyi reddedebilir. Katı yiyeceklere başlamış olan bir bebek bir süreliğine bu yiyeceklere karşı olan ilgisini yitirebilir. Ancak bu sizi endişelendirmemelidir. Çünkü bebeğiniz sıvı gıdalardan da gerekli besinleri alır ve dişi çıktıktan sonra iştahı yerine gelecektir.

İshal : Bunun diş çıkarma ile olan ilgisi çok şüphelidir. Bazı anneler her diş çıkardığında bebeklerinin ishal olduğunu söylerler. Bazı doktorlar büyük olasılıkla artmış tükrük salgısı nedeniyle diş çıkarmayla barsak hareketleri arasında bir bağıntı olduğunu düşünürler. Bazı doktorlar ise böyle bir bağıntının olduğunu kabul etmek istemezler ; belki de annelerin her ishali diş çıkarmaya bağlayarak önemli gastointestinal bozuklukların göz ardı edilebileceğinden çekindikleri için böyle davranırlar. Diş çıkardığı dönemde bebeğinizin dışkısının sulu olabileceğini bilin , ama iki dışkılamadan daha uzun süren ishali mutlaka doktorunuza bildirin.

Ateş : Ateş de tıpkı ishal gibi doktorların diş çıkarmayla bağıntılı olduğu konusunda tereddütle yaklaştıkları bir belirtidir. Dişetlerindeki enflamasyon nedeniyle 38 C'nin altındaki bir ateş diş çıkarmaya eşlik edebilir. Yine de bebeğinizin ateşi varsa diğer zamanlarda ne yapıyorsanız öyle davranın ve iki günde azalmazsa doktorunuza haber verin.

Uykusuzluk : Gece boyunca deliksiz uyuyan bebekler bile diş çıkarırken gece uyanmaya başlayabilir. Bu durumda hemen onu beslemeye çalışmayın. Bunun yerine kendi kendine tekrar uyumasını sağlayın.Gece uyanma da diğer problemlerde olduğu gibi ilk diş ve azı dişleri çıkarken daha fazla görülür.

Dişeti hematomu : Bazan çıkan bir diş dişetinde kanamaya neden olabilir , bu da mavimtrak bir leke olarak görülür. Bu hematomlar için endişelenmeye gerek yoktur ve tıbbi girişim gerektirmeden kendiliklerinden düzelirler. Soğuk kompres acıyı azaltıp iyileşmeyi hızlandırabilir.

Kulak çekiştirme , yanak kaşıma : Dişetlerindeki ağrı sinir yolları boyunca kulak ve yanağa yansıyabilir. Bebeklerin kulak enfeksiyonu olduğunda da kulaklarını çekiştirdiklerini unutmamak gerekir. Bebeğiniz diş çıkarsa bile kulak enfeksiyonundan kuşkulanıyorsanız doktorunuza danışın.

Diş Çıkarken Neler Yapmalı?

Onlarca denenmiş tedavi yöntemi vardır. Bazıları işe yarar , bazıları yaramaz. Aşağıdakilerden bazılarını siz de deneyebilirsiniz :

Çiğneyecek bir şeyler vermek : Burada besin değerinden çok dişetlerindeki basıncı rahatlatmak amaçlanmaktadır. Bu nedenle de çiğnenen şey soğuk olursa yararı artar. Dondurulmuş çörek , soğuk bir muz , veya havuç , bir tülbente sarılmış buz parçası , lastik bir diş halkası. Bebeğinize çiğnemesi için ne verirseniz verin mutlaka yanında bulunun ve oturur pozisyonda olmasını sağlayın.

Dişlerini kaşıyabileceği şeyler : Bazı bebekler başlangıçtaki acı nedeniyle itiraz edebilir. Fakat bir süre sonra acı yerini rahatlamaya bırakır.

Soğuk içecekler : Bebeğinize bir biberon soğuk su verin. Biberonu reddederse bardakla vermeye çalışın. Bu sayede bebeğinizin su ihtiyacını da karşılamış olur ve ishal veya artmış salyayla kaybettiği sıvıyı yerine koyarsınız.

Soğuk yiyecekler : Buzdolabında soğutulmuş şeftali püresi, elma püresi, yoğurt, bebeğinize oda ısısındaki yiyeceklerden daha çekici gelebilir.

Ağrıyı azaltacak bir şeyler : Başka hiç bir şey işe yaramazsa parasetamol işinizi kolaylaştıracaktır. Doz ayarlaması için doktorunuza danışın. Doktorunuz önermediği sürece bebeğinizin dişetlerine başka bir şey sürmeyin. Bunun içine alkollü içecekler de dahildir.


Tarih: 17:25, 21/8/2007 Kategori: BEBEKLER HAKKINDA
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

BEBEKLERDE EK BESİNE GEÇİŞ

Yenidoğan için en besleyici ve sağlıklı gıdanın anne sütü olduğu konusunda tüm uzmanlar hemfikir. Ancak 6. aya kadar bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılayan anne sütü, 6. aydan sonra özellikle bebeğin enerji gereksinimi karşılamaya yetmez. Bu durumda devreye anne sütüne ek olarak verilen ek besinler girer.
Ek besinlere geçiş dönemi “weaning”, genellikle bebeğin anne sütünden başka bir besin ile tanışması ile başlayan, yarı katı ve katı gıdaların bebeğe verildiği; tek başına anne sütü ile beslenme döneminin bitişi anlamına gelen bir dönemi tanımlar.

Eğer bebek anne sütü dışında bir formüla ile besleniyorsa, formüla mamaya ilave yeni gıdalar eklenebilir. Bu dönemde anne sütünün bileşiminde değişiklikler olmakta, günlük salınım miktarı da değişmektedir.
Ancak anne sütüne bu dönemde de devam edilmelidir; çünkü anne sütünde bilindiği gibi besin öğelerinden başka büyüme faktörleri, antimikrobiyal maddeler, uzun zincirli poliansatüre yağ asitleri gibi formüla mamada veya ek besinlerde bulunmayan özellikler vardır.

Neden Ek Besinlere Geçilir?
İk 4-6 ayda anne sütü bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılar. Ancak bu aylarda anne sütündeki protein yeterli olsa bile, bebeğin ihtiyacı olan enerji sadece anne sütüyle sağlanamaz. Aslında 0-3 ayda yüksek olan enerji ihtiyacı, 3-6. aylarda azalarak 9-10. aya kadar gider. Enerji ihtiyacının azalma döneminde büyüme de yavaşlar ancak bebeğin ağırlığı da giderek arttığı için, sadece anne sütüyle yeterli enerji sağlanamaz. Enerji sarfını bu dönemde arttıran diğer bir neden de, enerji kaynağı olan karbonhidratların (şeker) vücutta yağa dönüştürülüp depolanırken daha çok enerjiye ihtiyaç olmasıdır.

Bir bebeğin demir depoları gebeliğin son üç ayında dolar. Ancak anne sütüyle beslenen bir bebekte demir depoları ilk 5-6 ayda tükenir ve bebeğe anne sütü dışında demir kaynağı gerekir; bu da ilave edilen ek gıdalarla sağlanmaya çalışılır.

Ek Besinlere Başlama Yaşı
Ek besinlere başlama yaşı, bebeğin sindirim sisteminin gelişme durumuyla da ilgilidir. Mide sekresyonları ve pankreas fonksiyonları 4-6. aylarda ancak olgunlaşır. Bebeğin çiğneme ve yutma koordinasyonu, baş – boyun kontrolü de bu aylarda tamamlanır. Bebek, 4-6. aylarda süt dışında bir besini diliyle geriye itip yutma özelliğini de kazanır.

Ek besinlere başlamada gecikme, bebekte enerji ve demir sağlamada yetersizliğe neden olur, büyüme geriliği, vücut direncinde azalma, enfeksiyöz hastalıklara yatkınlık, mikronütriyen eksiklikleri gelişebilir. Aksine, ek besinlere erken başlanırsa ishal ve alerjik hastalıklar, anne sütünde azalma, kilo alamama veya aşırı kilo alma görülebilir.

Ek Besinler
Ek besinler, yüksek enerjili gıdalardan seçilmelidir. Çünkü bebeklerin bu yaşta bir öğünde alabilecekleri miktar azdır. Meyve suyu, yoğurt, sütlü unlu mamalar bebeğe ilk başlanacak gıdalardır. Ancak sütlü unlu mamalar hazırlanırken buğdağ unu dışında, alerjik özellikleri az diğer tahıl unları; örneğin pirinç unu kullanılmalıdır. Eğer bebeğin doktoru sütlü pirinçli mama öneriyorsa bu tercihen hazır formüla şeklinde olmalıdır. Çünkü halen prensip olarak inek sütü 1 yaşına kadar önerilmemektedir. Bu mamanın besin değerinin ve biyolojik yararlılığın arttırılması için bebeğin doktoru bazı değişiklikler yapabilir.

Ailenin sosyo-ekonomik durumu uygunsa 4-6. aydan büyük bebeklerde “devam formülaları” önerilebilir. Demirden zengin sebze çorbaları, anne sütünün hala iyi olduğu bebeklerde 6-8. aylarda verilir. Yine bu dönemde meyve püresi ve katı yumurta sarısı ile kahvaltı verilebilir. Meyve suyu ve püreleri, kalori, mineral ve vitamin yönünden bebeği destekler. Çorbalara ilave edilen bitkisel yağlar enerji miktarını yükseltir ve bebeğin büyümesi için gerekli yağ asitlerini sağlar. Yumurta sarısı katı pişirilmeli ve miktarı yavaş arttırılmalıdır.
Genellikle yedinci aydan itibaren diyete dana eti, tavuk eti ve balık eklenmelidir. Et; protein, demir ve çinko gibi minerallerden zengindir. Et başlangıçta kıyma, bebek çiğnemeyi öğrendikten sonra köfte şeklinde verilir. Pankreas enzim sisteminin olgunlaşmasına paralel olarak 7-9. aylar da pilav, makarna, ekmek verilmeye başlanır.

9-12. aylar bebeğin aile sofrası için hazırlanmış yiyeceklerden uygun olanla beslenebileceği aylardır. Bebek aile sofrasına oturtulmalı, kendini beslemesi için ona fırsat verilmelidir.

Dikkat Edilecek Noktalar
*Ek besinlere tek gıda olarak, çok az miktarda başlanmalı, miktar giderek arttırılmalıdır. Böylece bebeğin yeni besine alışması için zaman tanınmış olur. İstenmeyen bir reaksiyon geliştiğinde hangi yiyecekten olduğu kolayca saptanır.
*İlk kez verilecek besinler bebek açken denenmelidir.
*Bebek ilk kez denenen besini istemezse zorlanmamalıdır.
*Ek besinler kaşık ile verilmelidir.
*Bebeğe verilecek yiyecekler doğal ve taze ürünler kullanılarak hazırlanmalıdır.
*Konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler bebeğe verilmemelidir.
*Yiyecekler, kullanılan su ve kaplar temiz olmalıdır.

Geçiş Döneminde Yaşanan Sorunlar
*İshal, enfeksiyon, kusma
*İştah azlığı
*Protein ve enerji eksikliği
*Yetersiz beslenme
*Aşırı beslenme
*Kansızlık (demir eksikliği)
*Annenin zorlaması sonucu anne-bebek ilişkisinin bozulması

Prof.Dr.Hilal Mocan


Tarih: 17:20, 21/8/2007 Kategori: BEBEKLER HAKKINDA
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->